Okçuluk

Okçuluk

Okçuluk

Okçuluk, oku bir yay yardımıyla belirlenen bir hedefe gönderme sporuna verilen addır. Günümüzde her ne kadar spor dalı olarak bilinmesine karşın, binlerce yıldır insanlığın av ve savaş alanlarında bu okçuluk becerilerini gösterdiği bilinmektedir.

20 bin yıllık bir geçmişi olduğu sanılan okçuluk ilk zamanlarda askerlikte talim olarak yapılırdı. Sonradan spor haline gelmiş ve 1920 yılında da Olimpiyat Oyunları programına alınmıştır.

Bugün okçuluk sporunda kullanılmakta olan yaylar 1,80-2,70 m. boyunda ise de kadınlar için olanlar 1,50-2,10 m. boylarındadır. Hedefler samandandır. Yerden 1,22 m. yükseklikte olan ayaklar üzerine tutturulmuştur.

 

Okçulukta en uzun ok atma rekoru Osmanlı hükümdarlarından III. Selim’e ait bulunmaktadır. III. Selim 1798 yılında İstanbul civarında yayı ayağı ile gererek yaptığı atış sonucunda oku 888,86 m.’ye savurarak dünya rekoru kırmuştur. Bu rekor bugüne kadar resmen kırılamamıştır. 22 ağustos 1959’da Don Lauvre adında bir Amerikalı III. Selim’in rekorunu kırmaya çalışmışsa da okunu ancak 856,91 metreye savurabilmişti. Yalnız Don Lauvre aynı gün ayakta yaptığı atışta okunu 777,85 metreye savurmuş ve ayakta atış dünya rekorunu kırmıştır.

Türkler’de Okçuluk

Eski Türkler’de okçuluk son derece ileri gitmişti. İskitler’de olduğu gibi Orta Asya Türkleri’nde de düşman önünden kaçar gibi yapıp at sırtında dört nala giderken geriye dönerek ok yağdırmak savaş hilelerindendi. Bu halde bile Türk okları hedefini şaşmazdı.

Ok ve yay Göktürkler’in kullandıkları alfabeye iki harf şekli olarak girmiştir. Oğuz Kağan’ın gördüğü bir rüyaya dayanarak ülkesini sağlığında çocukları arasında bölüştürdüğü onlara Üç Oklar, Boz Oklar adlarını verdiği Oğuz Destanın’da yazılıdır. Türkler’in kullandıkları ok çeşitleri arasında kurulu yaylı olanına tatar oku, savaşlarda uzak mesafe için kullanılan altı yeleklisine şeşperli, yalnız spor ve talim için kullanılan zararsızlarına talim oku denirdi.

Türkler oka ve okçuluğa o kadar önem vermişlerdir ki İstanbul fethinden sonra bile bu sanatı yaşatmışlardır. Bu arada okçuluk, ok yapma, ok atma, hem spor olarak hem silah olarak çok ileri gitti. Okmeydanı denilen bugün de bir meydan halinde bulunan Kağıthane sırtları ok talim yeriydi.

Taksim’de de eskiden çok büyük bir alan ok talim yeri olarak kullanılırdı.

 

Ateşli silahların yayılmasından sonra okçuluk ancak bir spor dalı olarak kaldı. Bugün ülkemizde sayıları çok fazla olmasa da okçuluk kulüpleri bulunmaktadır.